Umut Keçer, Umut Yazıları

Gezi Direnişi ve 11 Haziran pratiği – Umut Keçer

Gezi Direnişi geride bıraktığımız 8 yıl düşünüldüğünde halen faşist iktidarın önemli bir korkusu olmaya devam etmektedir. Geçtiğimiz günlerde Taksim Meydanı’nda cami açılışı yapan Recep Tayyip Erdoğan, yine Gezi direnişine ve o sırada hükümeti devirmek isteyen kitle hareketine dair yergilerini sıraladı. Bu durum bile başlı başına faşizmin Gezi korkusunun devam ettiğini gözler önüne sermektedir. Taksim Meydanı’nda cami açılışı yapılmakta ve özelikle bu açılış Gezi’nin yıl dönümünde yapılmaktadır.

Gezi direnişi öyle ya da böyle faşist iktidarı birçok yönden sarsmış ve derinden etkilemiştir. Her şeyden önce 19 yıllık AKP iktidarı boyunca Gezi direnişi ve Kobane direnişi faşist rejimin en çok zorlandığı iki tarihsel andır.

Şimdiye kadar iktidar içi klikler tarafından belirli aralıklarla tehdit edilen AKP iktidarı, ilk defa Gezi direnişiyle tabandan gelen bir halk hareketiyle devrilme noktasına gelmiştir. Bu gelişme başlı başına faşist iktidar ve onun şefi açısından bir korku iklimi yaratmıştır. Bu korku iklimi geride bıraktığımız 8 yılda farklı şekillerde kendisini dışa vurmuştur.

Faşist iktidar mevcut burjuva muhalefetin, rejimin çizdiği sınırlar içerisinde yürüttüğü muhalefetten memnundur. Zira, bu muhalefet tarzı öyle ya da böyle geride kalan 19 yılda, AKP iktidarı açısından aynı zamanda iktidarda kalmanın güvencesi olmuştur.

Gezi direnişi ile Türkiye ve Kuzey Kürdistan topraklarında sokağa çıkan milyonlarca insan faşist iktidarı yıkılma noktasına getirmiştir. Taksim Gezi Parkı’na AVM yapılmasına karşı başlayan direniş bir anda bütün ülkede iktidarın devrilme talebine dönüşmüştür. O günlerde Taksim başta olmak üzere Türkiye’nin birçok yerinde bulunan devrimciler açısından yaşamları boyunca hiç yaşamadıkları düzeyde kitle hareketinin militan mücadelesiyle karşı karşıya kalınmıştır.

Türkiye işçi sınıfı ve emekçileri, ilk defa bu kadar etkin bir şekilde sokaklarda özgürlük için ve geleceğine sahip çıkmak için yer almaktaydı. Gezi Parkı direnişi kısa bir sürede sadece bir Taksim Gezi Parkı direnişi olmaktan çıktı ve bir halk ayaklanmasına dönüştü. Buradaki hareketin en önemli talebi hükümet içerisindeki sorumluların istifa etmesi, Gezi Parkı’na AVM yapılmasından vazgeçilmesi, gözaltına alınanların serbest bırakılması, polis şiddetinin son bulması ve kitle hareketine dönük biber gazı kullanımının son bulmasıydı. Bu talepler bizzat Taksim Dayanışması tarafından hem kamuoyuna hem de hükümetle yapılan görüşmede ifade edildi. Bu talepler o zaman için Taksim Dayanışması’nda ortaklaşılan ortak asgari taleplerdi. Geriye bakıp düşünüldüğünde bu taleplerin bir kısmı gerçekleşti bir kısmı gerçekleşmedi. Ancak en genel anlamıyla şunu rahatlıkla söyleyebiliriz; böylesi bir kitle hareketi daha net ve kararlı bir önderlikle çok daha ileri noktalara varabilirdi.

Gezi Direnişi boyunca ön plana çıkan önemli bir gerçeklik de tabii ki hem toplantılar düzeyinde hem de pratik düzeyde devrimci reformist ayrımının daha da netleşmesiydi. Çok net bir şekilde hem Gezi Direnişi’nin başlangıcında hem de direnişin içinde bulunduğu aşama açısından kritik bir evre olan 11 Haziran günü Taksim Meydanı’na müdahale esnasında bu durum kendini göstermiştir. Gezi Direnişi esnasında öyle ya da böyle el yordamıyla da olsa kitle hareketine önderlik etmek isteyen ve onu daha ileri noktalara taşımak isteyen bir tarz vardı. Bu tarz, devrimci önder Ulaş Bayraktaroğlu şahsında cisimleşmişti. 11 Haziran günü Taksim Meydanı’na polis girdiğinde, Tarlabaşı barikatlarında saatlerce süren direniş iradesi Ulaş Bayraktaroğlu şahsında devrimci siyasetin tarihe düştüğü önemli bir nottu. Bu not çok net bir şekilde “Özgürlük Sokaktadır Kurtuluş Kavgadadır” şiarının mücadele içerisinde pratikleşmesiydi. O gün Tarlabaşı barikatında gösterilen direniş ve devrimci asabiyet, aslında devrimci siyaseti bugün olduğu düzeye taşıyan önemli bir sıçrama anıdır.

Taksim Meydanı’nda ve Tarlabaşı barikatında direnişte ısrar zafere dönüşürken, reformist çevrelerin uzlaşan eğilimleri devrimci siyasetin tarihsel direniş çıkışıyla mahkûm edilmiştir. Geride bıraktığımız 8 yıl düşünüldüğünde Gezi direnişi içerisinde 11 Haziran direniş çizgisi devrimci siyaset tarafından hep hatırlanırken birçok sol çevre tarafından yok sayılmak ya da unutturulmak istenmiştir. Gezi davaları sayılırken bile o zaman Taksim Meydanı ve Tarlabaşı barikatlarından alınan onlarca devrimcinin yargılandığı davalar ortalama sol tarafından görmezlikten gelinmiştir. Zira bu davalarda yargılananların bir kısmı fiziksel olarak aramızda yer almamaktadır. Onlar Gezi direnişi ve sonrasında Kobane direnişi sürecinde yer almış ve sonrasında Rojava Devrimi sürecine enternasyonalist devrimciler olarak katılıp bu süreçte ölümsüzleşmişlerdir. Bu yönüyle Gezi direnişi, Kobane direnişi ve sonrasında devrimci siyasetin Kasım Atılımı arasında tarihsel bir süreklilik vardır. Kasım Atılımı’nın temelleri aslında Taksim Gezi Parkı’nda ve 11 Haziran direnişinde Tarlabaşı barikatlarında atılmıştır.

O gün devrimci siyaset, bizzat mücadelenin içerisinde yapabileceklerini ve eksiklerini çok net bir şekilde görmüş oldu. Bundan 8 yıl önce yakılan direniş ateşi bugün Medya Savunma Alanları’nda, Rojava Devrimi’nin savunmasında, birleşik devrim mücadelesinde, işçi direnişlerinde, kadınların özgürlük mücadelesinde ve direnişin olduğu her yerde gök yüzünde uçan ateş kuşları misali, zamanı ve şekli değişse de aynı muhtevada yaşamaya devam etmektedir.

Gezi direnişi ve Kasım Atılımı devrimci siyasetin içinde bulunduğu önemli sıçrama evreleridir. O günden bugüne taşınan tarihsellik içerisinde mücadelenin ihtiyacı güncel devrimcilik temelinde sürece cevap olabilmek esastı.

Bugün devrimci siyaset açısından Gezi’de eksik olan partileşme iradesi gerçekleşmiş durumdadır. Gezi direnişi ve Kobane direnişinin fiiliyatta buluşması olan birleşik devrim mücadelesi somut bir şekilde gelişip büyümektedir.

Türkiye kapitalizminin sömürü çarkı en acımasız şekilde dönmektedir. Faşist iktidarın sömürü siyaseti işçi sınıfı cephesinde direniş ve örgütlülükle karşılık bulmaktadır. Kadınlar patriyarkaya ve erkek egemen sisteme karşı direnmektedirler. Gençlik kayyum rektörlere ve geleceksizleşmeye karşı alanlardadır. Tarihsel olarak bütün gelişmeler işçi sınıfı ve emekçilerin lehinedir.

Bu koşullar altında devrimci mücadelenin güncel ihtiyaçları temelinde saf tutmak ve rol almak esastır. Yeni Gezi direnişleri ve yeni 11 Haziranlar bizleri beklemektedir.

Paylaşın